Yazılar

Atakoğlu Galaktika

Geçenlerde bir taksiye orta mesafe yol için bindim. Taksici ile yolcunun ilişkisinin samimiyetini gidilecek mesafe belirler. Taksici ile yolcuyu kısa mesafe düşman, uzun mesafe ise candost yapar. Orta mesafe ise bu ilişkinin en büyük çıkmazıdır, en kötüsüdür. Orta mesafe, taksici ile yolcuyu dershaneden arkadaş yapar. Yani aranızda sevgi, saygı, nefret ya da kıskançlık gibi insanı insan yapan hiçbir hissiyat yoktur ama yine de konuşmak zorundasınızdır.

Taksici içeriği oldukça farklı olan haber manşetlerinden derlediği orta mesafe muhabbetini yaparken Kozyatağı civarında trafiğe takıldık ve orta mesafemiz biraz uzun mesafeye doğru göz kırptı. Taksici bir bahane ile cebindeki tüm paraları gösterdi, hep ellilik yüzlük vardı. Bunu bana gösterip olası bir küsuratta bahşişi garantilerim bakışı attı. Tabi bu bakışı atarken cebimde dinlenme tesisi tuvaleti soygunu yapmış gibi bozuk para olduğunun farkında değildi. Tümlenmiş paralarının arasında loto kağıtlarını gösterdi. “Hiç çıkmıyor be abi” dedi. “Bana da çıkmıyor” dedim. Sonra fark ettim ki harbiden bana da hiç çıkmıyor… Ne loto, ne avm’lerin ortasındaki o donanımsız lüks araba ne de cipsten bedava dondurma. Hatta patika yollarda ‘dikkat geyik çıkabilir’ yazısını defalarca görmeme rağmen o bile hiç çıkmadı. Hayatımda hiç geyik görmedim. Sonra bunun üzerine biraz düşündüm, neden bana hiç çıkmıyor? Sonra hiç loto oynamadığımı ve çekilişlere de hiç katılmadığımı fark ettim. Bana hiçbir şey çıkmamasını buna bağladım ama bunu uluorta söylemekten kaçındım. Çünkü bu neden – sonuç ilişkisi beni oldukça saf biri gibi gösterebilir, taksici böylesine bir safı yayan bile gezdirebilirdi.

Taksici neden kendisine çıkmadığını bilimsel metotlara, matematiksel verilere ve en sonunda da Ortadoğu’daki kargaşaya bağlayarak uzun uzun anlatıyordu. Konuşmasını dikkatle dinliyor gibi yaparken aslında başka şeyler düşünüyordum. Derken taksici konuşmasının ortasında birden “Ataşehir’e kırıyım mı?” diye bağırdı. Ben de “Kır ulan!” diye bağırdım. Art arda birden bağırıp saniyesinde sakinleşince sanki taksici ile Ataşehir’de başka birilerini dövmeye gidiyor gibi olduk.

Ataşehir’e dönüşümüz tekrar bizi orta mesafe ilişkimize döndürdü. Taksici kendisi ile ilgili spesifik bilgiler vermeyi bıraktı. Ataşehir’deki residance isimlerine baktı ve isimlerin İngilizce olmasını sert bir dille eleştirdi. Dikkatli baktığımda lüks residance sitelerin isimlerin tamamen İngilizce değil, yarısının Türkçe firma ismi, diğer yarısının da İngilizce bilim kurgu terimlerinden oluştuğunu fark ettim. Bu bilgiyi taksici ile paylaştım. Taksici durdu ve isimlere baktı, anlamadı. Ben de tek tek gösterdim bak; Aytur Stargate, Solakoğlu Starlet, Memişler Fireforce, Atakoğlu Galactica… Firma isimlerinin sonundaki bilim kurgu-uzay terimlerini açıklamaya çalıştım. Ama taksici onlarla ilgilenmiyordu, neden bu şekilde isim koyma ihtiyacı duydukları ile ilgileniyordu. Neden dedi. Ben de residance tipi evlerde her şeyin düşünülmüş olduğunu söyledim. Spor salonundan açık kapalı havuza, evlerin tozunu çeken otomatik süpürgeden 24 saat hizmet veren tamircilere kadar her şey düşünülmüştür dedim. Her şeyi düşünen adamlar ileride uzaylı istilası olduğunda da yararlı cemiyet gibi görünmek için böyle uzaylı isimleri koyuyorlar dedim. Yani olası bir uzaylı istilasında Türkiye’de yüzbinlerce olan Merve Apartmanı’nın hiçbir şansı yok diye de ekledim.

Taksici bana baktı ve hiç gülmedi. O gülmeyince ben de gülmeye hazırladığım yüz kaslarımı geri yerine yerleştirdim. Taksici kendi oturduğu apartmanın adının ‘Samanyolu Apartmanı’ olduğunu söyledi ve ciddi bir ifade ile olası bir uzaylı istilasında durumlarının ne olacağını bana sordu. Ufo ve uzay bilimleri uzmanı Haktan Akdoğan’a yapılacak şakayı taksiciye yaptığım için kendimi çok zor bir duruma sokmuştum ama cevap vermek zorundaydım, “Samanyolu; güneş sisteminin de içinde bulunduğu gökada, bir taraftan da eskimeyen bir şarkı, sizin durum kritik yani” diyebildim. Taksici benim cevaplarımı muallak bulmuş olmalı ki akıllı telefonunu çıkardı ve internete girdi. Kenara çekilip dörtlüleri yakılmış takside duruyorduk ve taksici benim söylediklerimi teyit etmek için internete bakıyordu, işte internet böylesine çokbilmiş düşmanı bir şeydir. İnternet yüzünden artık kimse rahatça sallayamıyor, yaptığınız şakanın ucunu kaçırdığınızda hayatınıza kaldığınız yerden devam edemiyorsunuz. Taksiciye gidelim de diyemiyordum, adam hızla okuyordu, okuduğunu anlaması ve arkadaşlarını çağırıp benim canıma okumasını daha fazla bekleyemedim. Taksimetre de 27,60 yazıyordu, ben de 40 lirayı şoför mahalline hızla bıraktım ve duran taksinin kapısını açıp atladım, birkaç kez de yuvarlanıp kaldırıma çıktım. Oradan bir minibüse bindim, hatlı minibüs değil şirket servisiydi ama kimse bana ses çıkarmadı, in demedi. Üsküdar’daki evimin yerine Beylikdüzü’nde bir yerde indim, çok çalışıp işleri yoluna koyunca hanımı ve çocuğu da yanıma aldırdım.

Dev Holding’de Sular Durulmuyor…

Geçenlerde farklı iş kollarında faaliyet gösteren bir holdingden teklif aldım. Her zaman farklı iş kollarında faaliyet gösteren holdinglere hayran olmuşumdur. Ben mesela ilkokulda kardeşlik koluydum, spor kolu olan arkadaşım bir haftalığına köye gidince spor kolunda da faaliyet göstereyim dedim. Ama gösteremedim, çünkü nihayetinde holding değil sadece bir çocuktum.

Bu düşüncelerle holdingin bekleme salonunda beklerken baya bir meşrubat içtim ve karışık tatlı – tuzlu yedim. Zaten o ana kadar oranın bekleme salonu olduğunu fark etmedim, sekteri patron sandım, bir şeyler yiyip içmekten asıl mevzuya gelemiyoruz gibi bir duyguya kapılmıştım ama bir taraftan da doymamıştım. Derken aniden patron müsait oldu ve odasına alındım.

Patron direk mevzuya girdi. Holdingde birilerinin entrika çevirdiğini söyledi ve kimin çevirdiğini benden bulmamı istedi. Derken ayağa kalktım ve pencereye doğru yürüdüm, patron arkamdan baktı, bir süre tepemizde gerilim müziği çaldı, yaklaşık 1 saat kadar ağzımızı açmadan gerildik, camın önünde sanki patronun şok olacağı bir şeyi söyleyecek gibi durdum, o da sabırlı adammış Allah razı olsun öylece sırtımı izleyerek benle gerildi. Sonra yanıma çağırdım patronu, camdan aşağı gösterdim ve “Bak karakol hemen bitişiğinizde, iş yerinin dibinde karakol varken kim entrika çevirir ki” dedim.

Birden gerilim müziği kesildi, elektrikler de çok kısa gidip geldi. Patron “Holding entrikacıları sinsidir, sen dizi mizi yazan adamsın, bilirsin bul şu entrikacıyı” dedi. Önce yok dedim, sonra telefon bankacılığıyla hesabıma yüklü miktar para geçince zor da olsa ikna oldum. Önce adım adım gitmeye karar verdim, holdingin patronu olan dayı kuruntu mu yapıyor yoksa işkillerinde haklı mı bir test edeyim dedim. Patronu yerine oturttum ve sordum “Holdingde Aras Bey diye biri var mı?” dedim. Var dedi. “Hazal diye biri var mı?” dedim. Var dedi. Bir holdingde Aras ve Hazal varsa entrika vardır, dedim.

Patron biraz tezcanlı olduğu için onların yaptığını sandı, fakat Aras dizi Aras’ları gibi holdingde hiç iş yapmayan sık sık ultra spor arabası ile trafiğe kapalı alanda hız yapan, sabah kahvaltıdan önce aç acına havuza atlayan bir tip değildi. Muhasebe asistanıydı Aras. Hazal ise dizi Hazal’ları gibi Milano Moda Haftası’nı en ön sıradan izleyen birisi değil, indirim haftasında teyze itekleyen, basenleri tek tek tırmanarak kasaya ulaşıp indirimden faydalanan bir insan kaynakları stajyeriydi. Aras ile Hazal’ın bir holdingde bulunması entrikayı onların yaptığı anlamını çıkarmaz. Bu bir işarettir. Rekabet Kurulu tarafından holdinglere o holdingde entrika olduğu anlaşılsın diye özellikle yerleştirilir.

Patron tabi bunlarla çok ilgilenmiyor, her patron gibi sonuç odaklı beklentiler içinde. Sonuç olarak holdingdeki entrikacıyı bulmak için yapılacak şey belli. Holdingin en işlek koridorunun zeminine 200 lira atacağız düşürmüş gibi… Banknotu alıp cebine atan entrikacıdır, holdingi ele geçirmeye çalışıyordur.

Patronla parayı koridora atıp bekledik. Herkes yanından sağından solundan geçti, kimse almadı. Baya bekledik, hatta beklerken patron ihale falan kaçırdı 200 lirası gidecek diye. Derken kalabalıkta para yok oldu, hemen koştuk sağa sola baktık. İleride asansörlerin orada bir el cüzdanına para koydu. Patronla koştuk ama yetişemedik. Asansörün katlarını takip ede ede merdivenlerden yukarı çıktık. Muhasebe bölümünde parayı yerden alan adamı yakaladık. Adam kaçmıyordu ama ben yine de iş yapıyor görünmek için ayağına doğru kayıp düşürdüm.

Adam holdingin finans müdürü çıktı. Meğerse parayı alıp muhasebeye teslim ederek holdingi 200 lira daha kar ettirmek istemiş. Fakat şüphelerim hemen geçmedi, entrika çeviren insanların küçük paralarla büyük şovlar yaptığını çok iyi bildiğim için holdingin hislerini ele geçirmiş olacağını hissettim ve ceplerini boşalttırdım. Cebinden bir misket, bir vida somunu ve dibinden de tekstil topağı çıktı. Hayatımda bu kadar prezentıbıl ve bu kadar naif bir insanı aynı bedende görmemiştim. Adamı gönderdim ve patrona derhal yönetim kurulunu toplamasını söyledim.

Yönetim kurulu misafir odası gibi bir yerde 12 kişilik masa etrafında toplandı. Masada yoğun ikram vardı. Masa tam 12 kişilik olunca ben sığmadım, neredeyse beni yerde oturtup çayımı katığımı oraya vereceklerdi. Ayakta yemeyi tercih ettim. Herkes ikramını önüne çekince yönetim kurulu toplantısı başladı, başlar başlamaz da herkes birbirine çemkirmeye başladı. Yönetim kurulu toplantısında sorunlar masaya yatırılır zannettim ama apartman toplantısı gibi birbirlerine girdiler. Patron o hengamede kulağıma “Çözdün mü bunların hangisi entrika yapıyor” dedi. Masaya 4-5 tokat attım, herkes sustu. Bu holdingin faaliyet alanlarını öğrenmek istediğimi yüksek sesle dile getirdim. Holdingin ana faaliyet alanının genellikle inşaat olduğunu öğrenmemle “Kimin yakını benzer sektördeyse el kaldırsın” dedim. Hepsi el kaldırdı, yönetim kurulu üyeleri akrabalarını sayınca aşağı yukarı hepsinin birbiriyle hısım akraba olduğu ortaya çıktı. Sonra patrona döndüm ve dedim ki; sen. Yüzüme şok olmuş bir şekilde baktı ve “Nasıl ben, ben kendi holdingimde niye entrika çevireyim, sapık mıyım ben?” dedi. “Sen, sen… Sen hariç herkes entrikacı” dedim. İnsan kaynakları zamanında hısım akrabayı holdinge doldurmuş onların ikinci kuşakları da yönetim kuruluna birbirlerini kollaya kollaya yerleşmişler, burada da yalandan kavga ediyorlar, olay bu…

Olayı çözmemle birlikte patron bütün yönetim kurulunun işine son verdi, tabi yarım holding parası kadar da tazminat ödedi. Giderken benden son bir akıl istedi, dedi ki “Bana bir akıl ver, holdinge adam alırken nasıl yapayım?…” Yine cama doğru gittim, fakat bu sefer tepemize gerilim müziği girmeyince çok uzatmadım ve “Benim halaoğlu var, çok kafalı çocuk, onu CEO yap keyfine bak” dedim…